28/6/2009 ·

Yalnızlığın en derininde, ölümlerimiz yaşasın diye, kalabalık bir kader usturasına boyun bükerken, sen! Ben, hayatın itaat et komutlarını dik başlı bir gülücükle karşılamayı öğrendim... Sabahları çoktandır görülmemiş bir şehrin, hayal meyal şafaklarında tanıştık ellerinle. Havva'sı sendin, yasak elmasını bir ucundan dişlediğin, pas tutmuş bir cennet mevsiminin! “Birlikte atılacağımız bir dünyayı tek başına kullanmak affedilesi bir şey değil” diyordun bana. Belki de bu yüzden uğurlarken ellerini; anne kaybına bestelenmiş bir salayı okuyordu dizlerim! Karanlığın çıkartamayacağım kadar siyahı bulaşmıştı sen düşerken hislerime. “Gözyaşıyla çıkar mı” diye sormuştum sana! “Kanında yumuşat belki çıkar” demiştin... Denedim! Bu illetin kurtulası yollarını zorlarken, beraberinde kendimi de atmayı istedim uçurum kokulu özleminden. Ayaklarımdan tuttu dün bakışlı gözlerin! Sözlerin karşı çıkıyordu yer çekiminin beni iten öfkesine; düşemedim...

Ellerim ıslak! Dudaklarım yorgun bir ıslığın bestesini yapıyorken, “sök” dedim gözlerini zihnimden. Ellerin saçlarıma dokunurken, delil olarak bıraktığın parmak izlerin saç tellerimden kanıma karışıyordu! Çıplak gözle görülmeyen çarmıh sırtımdayken, parmaklarımı emanet edemezdim avuçlarına... Affet, hiç mesih olamadım hayatımda! Alın yazımı matbulaştıramadım beyaz kâğıtlarda. 'Biz'i kabullenecek bir toprak parçası bulamazken dünya üzerinde, seninle gökyüzü hayalleri kuramadım. Şimdi gözlerim, adından bir imza bırakıyor değdiği her yere. “Bir aşka bir ölüm yeter” demiştim, dinlemedin! Ellerimde kanının ıslaklığı, dudaklarımda ölüm ıslığı...

Öpülesi yalanlarına hasret kaldı çocuk yüreğim, şu çıldırası gerçeklerinin yetişkin bakışlarını demlerken düşlerimde... Keşkesi bol bu Nuh Tufanı’nın, sonu kayıp! Bizi bıraktığın kara parçasından kendimi almayı unutmuşum, sen bütün yanlarımızı sarıp koynuna götürürken. Biz çıkar mı dersin biriktirdiğim kahve fallarının kadere ait sözlerinden? Bir biz daha açar mı, irin kurusu toprağa susamış ellerimizden? Koynumuzda geziniyor kırk ayaklı öfkenin çıyanı. Hasret puslu geçiyor gecenin sara delikli süzgecinden. Görüyorsun işte! Adımsız geçiyoruz seninle, kilometresi bilinmez gök itimli bir atlasın hasretini. Dört ayaklı aklın haykırışları yükseliyor göğsümüzden. Sen gitmeyi özlüyorsun, bense dön demeyi! Zamansız diye ölçmedi mi çelimsiz bir rüzgâr, bütün tetiklerini çektiği fırtınanın saçlarımızdaki sismik etkisini? Ve sormak boyun borcu oldu artık: Haberimiz var mı, salya sümük ve yalın ayak terkedilmiş kalbimizden?

Yüzümün kıblesi bedenini tavaf ederken, sırtımı döndüğüm muteber mabedimin intihasını karışlıyorum. Vehimlerim gecenin karanlığına inat bir zifirilikle boğuyor derunumu. Vücudumdan arta kalan derilerimi yüzüme yamıyorum! Dişlerim kalınlaştıkça sözlerimi küçültüyorum… Haritası çizilmemiş gönlümün resmi dili sen oluyorsun! Dili cebren alıkonulmuş bir başkenti bulunuyor bedenimin. Aşkımın sıvı hali olan gözyaşlarımda boğuluyorum ben. Uykularımı didikledikçe düşlerimin acemisi sen oluyorsun. Puntosu büyük firakımızın gaz hali oksijenimi bitirirken, tüm seslerim çalınmış boğazımdan. Ağlamadan ve terlemeden, yaşamımın katı haliyle duruyorum karşında. Kirpiklerin tabutuma çivi olurken, kendi tükürüğümde boğuluyorum bu kez de! Mevsim normalleri altında can verirken, nefesim taşın suyunu içti artık. Annemin yorgunluğunu suratıma giyinirken, babamın ellerinin tütün kokusunu hissettim ellerinde. Ben aşkımı ve kaderimi miras bırakıyorum bir sonraki nesle!

Mütalaası bitti bu ömrün. Cesedine ulaşılamayan bir aşk daha geçti kayıtlara...

Realesma & Saad Nas
28.06.2009

 

Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan: | Tarih: 2009-09-24 10:09:01
Konu: xLonely

Sizi okumak ne güzel böyle?

Bağlantı » »

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

« Önceki :: Sonraki »

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket









reaLesma.com